Türkiye’de Girişimcilerin En Büyük 10 Yanılgısı nedir? (Kimse Açık Açık Söylemiyor)! Türkiye’de girişimcilik son yıllarda hiç olmadığı kadar popüler. Startup kelimesi artık yalnızca teknoloji çevrelerinin değil, üniversite koridorlarının, LinkedIn paylaşımlarının ve hatta aile sohbetlerinin bile parçası hâline gelmiş durumda. Ancak bu görünürlük artışı, girişimciliğin gerçeklerini her zaman doğru yansıtmıyor. Aksine, çoğu zaman süslü başarı hikâyeleri, sahne ışıkları ve yatırım haberleri; işin mutfağında yaşanan hataları, yanılgıları ve hayal kırıklıklarını görünmez kılıyor.
Bu yazı, Türkiye’de girişimcilerin yüksek sesle dile getirmediği ama kulislerde sıkça konuşulan en büyük 10 yanılgıyı ele alıyor. Amaç kimseyi küçümsemek değil; tam tersine, girişimciliği romantize eden algının arkasındaki gerçeklerle yüzleşmek.
Haber Galerisi İçerik
- 1 1. “İyi bir fikrim varsa mutlaka başarılı olurum” yanılgısı
- 2 2. “Ürün kendini satar” düşüncesi
- 3 3. “Yatırım alırsam her şey düzelir” beklentisi
- 4 4. “Herkes benim müşterim” yanılgısı
- 5 5. “Kurucu her şeyi yapabilir” algısı
- 6 6. “Sosyal medyada görünür olmak ciddiyetsizliktir” düşüncesi
- 7 7. “Rakiplerimi umursamıyorum” söylemi
- 8 8. “PR ve medya işi en son yapılır” yanılgısı
- 9 9. “Hızlı büyümek zorundayım” baskısı
- 10 10. “Başarısızlık konuşulmaz” sessizliği
- 11 Sonuç: Girişimcilik Cesaret Kadar Gerçekçilik de İster
1. “İyi bir fikrim varsa mutlaka başarılı olurum” yanılgısı
Türkiye’de girişimciliğe atılan pek çok kişinin ilk cümlesi şudur: “Çok iyi bir fikrim var.” Oysa gerçek şu ki, iyi fikir tek başına hiçbir zaman yeterli olmadı. Hatta çoğu zaman, pazara uyum sağlamayan ama sahibine çok “zekice” gelen fikirler, en hızlı batan girişimlerin temelini oluşturur.
İyi bir fikir; doğru zaman, doğru pazar, doğru ekip, doğru finansman ve doğru iletişimle birleşmediği sürece sadece defterde kalan bir nottan ibarettir. Türkiye’de girişimcilerin büyük bir kısmı fikrine aşık olurken, pazarın o fikre ihtiyaç duyup duymadığını sormayı ihmal eder. Sonuç olarak ortaya çıkan şey, satılamayan ama “çok mantıklı” görünen ürünler olur.
2. “Ürün kendini satar” düşüncesi
Bu yanılgı, özellikle teknik kökenli girişimciler arasında oldukça yaygındır. Ürünü ne kadar iyi yaparlarsa yapsınlar, yeterince anlatılmadığında, konumlandırılmadığında ve pazarlanmadığında karşılık bulmaz. Türkiye’de pek çok girişim, ürün tarafında aylarca hatta yıllarca çalışırken; satış, iletişim ve hikâye anlatımı tarafını neredeyse tamamen ihmal eder.
Gerçek şudur: İyi ürün sizi batmaktan kurtarır, ama iyi hikâye sizi büyütür. Pazarlama, PR ve görünürlük; sonradan eklenen süsler değil, işin temel yapı taşlarıdır. Ürün konuşur ama çoğu zaman fısıldar. Onu bağırarak anlatacak bir strateji yoksa, kimse duymayabilir.
3. “Yatırım alırsam her şey düzelir” beklentisi
Türkiye’de yatırım almak, çoğu girişimci için bir son değil, neredeyse kutsal bir hedef hâline gelmiş durumda. Oysa yatırım; sorunları çözen değil, var olan sorunları büyüten bir çarpandır. Yanlış ekip, yanlış iş modeli veya yanlış pazar varsayımları; yatırım aldıktan sonra ortadan kalkmaz, daha görünür hâle gelir.
Birçok girişimci, yatırımcı sunumuna aylar harcarken, şirketin operasyonel yapısını ihmal eder. Para geldiğinde her şeyin rayına oturacağını düşünür. Oysa yatırım sonrası dönem, çoğu girişim için en stresli ve kırılgan dönemdir. Çünkü artık hata yapma lüksü daha azdır ve beklenti daha yüksektir.
4. “Herkes benim müşterim” yanılgısı
Türkiye’de girişimlerin önemli bir bölümü, hedef kitle tanımını netleştirmeden yola çıkar. Ürün veya hizmet “herkese hitap ediyor” iddiasıyla anlatılır. Ancak pratikte herkese hitap eden şeyler, genellikle kimseye tam olarak hitap etmez.
Hedef kitlesi net olmayan girişimler; pazarlama bütçesini boşa harcar, mesajını bulanıklaştırır ve marka algısını zayıflatır. Oysa güçlü girişimler, kime konuşmadığını da net bir şekilde bilir. Dar bir hedefle başlamak, büyümeyi geciktirmez; aksine daha sağlam hâle getirir.
5. “Kurucu her şeyi yapabilir” algısı
Türkiye’de girişimcilik kültürü, kurucuyu çoğu zaman bir süper kahraman gibi konumlandırır. Her şeyi bilen, her şeye yetişen, her kararı tek başına alan bir figür… Ancak bu yaklaşım, girişimlerin ölçeklenmesini zorlaştıran en büyük engellerden biridir.
İyi bir girişimci, her şeyi yapan değil; doğru insanları bir araya getiren kişidir. Yetki devretmeyen, ekip kurmaktan çekinen veya kontrolü bırakmak istemeyen kurucular, bir noktadan sonra girişimlerinin önündeki en büyük bariyere dönüşür.
6. “Sosyal medyada görünür olmak ciddiyetsizliktir” düşüncesi
Hâlâ birçok girişimci, sosyal medyada görünür olmayı hafife alıyor. LinkedIn paylaşımlarını “boş işler”, içerik üretimini ise zaman kaybı olarak görüyor. Oysa günümüz iş dünyasında görünürlük, güvenin ve bilinirliğin en önemli yapı taşlarından biri.
Türkiye’de yatırım alan, müşteri bulan ve marka değeri oluşturan girişimlerin büyük bir kısmı; kurucularının veya ekiplerinin aktif iletişim kurduğu yapılardan çıkıyor. Görünür olmamak, alçakgönüllülük değil; çoğu zaman fırsat kaçırmak anlamına geliyor.
7. “Rakiplerimi umursamıyorum” söylemi
Bu cümle genellikle özgüven göstergesi gibi sunulur. Oysa çoğu zaman pazarı yeterince analiz etmemiş olmanın bir işaretidir. Rakipleri görmezden gelmek, onların hatalarından ders almamayı ve güçlü yönlerini küçümsemeyi beraberinde getirir.
Sağlıklı bir girişim, rakipleriyle takıntılı olmaz ama onları mutlaka ciddiye alır. Türkiye’de pek çok girişim, rakip analizini yüzeysel yapar ve aynı hataları tekrar eder.
8. “PR ve medya işi en son yapılır” yanılgısı
PR, Türkiye’de hâlâ çoğu girişimci için “işler yoluna girince” yapılacak bir faaliyet olarak görülüyor. Oysa medya görünürlüğü, yalnızca başarıyı duyurmak için değil; güven inşa etmek için de kritik bir araçtır.
Doğru zamanda, doğru mecralarda yapılan PR çalışmaları; yatırımcı ilgisini artırır, müşteri kazanımını kolaylaştırır ve markayı hızla konumlandırır. PR’ı geciktirmek, hikâyeyi başkalarının yazmasına izin vermek anlamına gelir.
9. “Hızlı büyümek zorundayım” baskısı
Türkiye’de girişimciler, özellikle sosyal medyada gördükleri başarı hikâyeleri nedeniyle kendilerini sürekli bir yarışın içinde hisseder. Hızlı büyüme baskısı, çoğu zaman sağlam temeller atmadan genişlemeye çalışmaya yol açar.
Oysa sürdürülebilir büyüme; yavaş ama kontrollü ilerlemeyi gerektirir. Aceleyle açılan yeni pazarlar, erken yapılan işe alımlar ve plansız harcamalar; girişimleri içten içe zayıflatır.
10. “Başarısızlık konuşulmaz” sessizliği
Belki de en büyük yanılgı budur. Türkiye’de başarısızlık hâlâ utanılacak bir durum olarak görülüyor. Oysa girişimcilik doğası gereği deneme-yanılma üzerine kurulu bir yolculuktur.
Başarısızlıkların açıkça konuşulmadığı bir ekosistemde, aynı hatalar tekrar tekrar yapılır. Oysa gerçek öğrenme, ancak hatalar paylaşıldığında mümkündür. Başarısızlığı gizlemek, ekosistemi değil yalnızca egoyu korur.
Sonuç: Girişimcilik Cesaret Kadar Gerçekçilik de İster
Türkiye’de girişimcilik ekosistemi büyüyor, gelişiyor ve çeşitleniyor. Ancak bu büyümenin sağlıklı olabilmesi için, pembe tabloların yanı sıra zor gerçeklerin de konuşulması gerekiyor. Girişimcilik; yalnızca iyi fikirler, yatırımlar ve başarı hikâyelerinden ibaret değil. Aynı zamanda yanlış varsayımlar, zor kararlar ve yüzleşmelerle dolu bir süreç.
Bu yanılgıları erkenden fark eden girişimciler, sadece ayakta kalmakla kalmaz; uzun vadede daha güçlü ve dirençli yapılar kurar.

Hepimiz hayat öğrencileriyiz. Öğrendiğimiz o dersleri ihtiyacı olanlara öğretmek de hayata, ailemize, arkadaşlarımıza, ülkemize, insanlara borcumuz. Bu sebeple hepimiz aynı zamanda bir öğretmeniz. — İnsan “DeNiZiN” olmadığı yerde… “UmuT” adına MARTI olmalı… Olmalı ki kararmasın yarınlar.




